Her şey Mehmet’in nisan ayında “moruk bu yaz tatilde Avrupa’ya gidelim mi? Her yaz Antalya’da aynı şeyleri yapacağımıza tüm Avrupa’yı gezeriz.” demesiyle başladı. Tabi bu düşünce benim gibi gezmeyi ve eğlenmeyi hayat felsefesi yapmış bir insan için anında cevabını bulmuştu; “Tamam moruk bana uyar” J Üniversiteden arkadaşım Çağların da katılımıyla ekip tamamlanmıştı. Geriye rota ve hazırlıklar kalmıştı.
Artık hayatımda yeni bir heyecan vardı ve o günleri yaşamak için geri sayım başlamıştı. İlk iş daha önce sadece duyduğum ancak detaylıca bir fikrimin olmadığı “İnterrail” olayını araştırmak ve hazırlıklar için gerekli olan her türlü bilgiyi derleyip toparlamaktı. Bu vesileyle hala üyesi olduğum trenlegeziyorum.com ile tanıştım. İlk iş olarak pasaport başvurusu yapıldı ve 5 gün içerisinde elime ulaştı yeni pasaportum. Mehmet ve çağların izinlerinin kısıtlılığı nedeniyle başlangıçta 2 hafta olarak belirlenen plan 1 haftaya indirilerek sadece İtalya’yı kapsayan bir rota üzerinde anlaşıldı.
Rotamız 12 Temmuz günü Roma’dan başlayıp sırasıyla livorno-pisa-floransa-Milano-Venedik ve en sonunda tekrardan 19 Temmuz günü roma ile noktalanacaktı. Öncelikle blue panaroma havayolları ile İstanbul(Sabiha Gökçen)-Roma(fiumicino) gidiş-dönüş bileti aldık ve İtalya’nın İstanbul konsolosluğuna vize başvurusu yaptık. Ancak her şey yolunda giderken son anda Mehmet ve çağların vize başvuruları olumlu sonuçlanmasına rağmen işlerinden dolayı o tarihlerde gelemeyecek olmaları moralimi son derece bozmuş ve beni bu yolculukta yalnız bırakmıştı.
Artık ilk defa yaşayacağım yurt dışına çıkma olayında yalnızdım, çekinmiyor da değildim açıkçası bu durumdan. Sitedeki “yol arkadaşları arayanlar” başlığı altında rotası bana uyan sevgili Osman (maoch) ile temasa geçtim ve Milano’ya kadar yoldaş olacaktık birbirimize.
Her şey hazırdı ve 12 Temmuz günü Osman ile Sabiha Gökçen Havalimanında anlaştığımız gibi buluşmuştuk. Oradan da blue-panaroma ile Roma yolculuğumuz başladı.
ROMA (12-13-14 Temmuz)
Akşamüzeri saat 5 gibi Roma'dayız. Havaalanından trenle Termini'ye geçtik. Trende ilk defa farklı bir ülkeye ayak basmanın şaşkınlığıyla etrafa bakınıyor, insanları izliyordum. Bu ürkekliği, heyecanı sevmiştim J
Termini’ye vardıktan sonra ayarladığımız hostelin harita çıktısından yerini bulmamız çok kolaydı çünkü termini ile yüz yüze bakıyorlardı. Hostel ve bulunduğu cadde pek iç açıcıydı diyemem, etraftaki insan profili tamamen siyahîlerden oluşuyordu. Hostele yerleşip hemen bir harita aldık. Hosteldeki görevli öncelikle nereleri gezmemiz, nelere dikkat etmemiz konusunda bize gerçekten yeterince yardımcı olmuştu. Kendimizi bilinmez bir dünyanın içine bıraktık, değişik bir duygu bu, aynı şeyi tatmış kişilerin anlayabileceği sadece, insanını, yaşayışını, kültürünü hiç bilmediğin bir yerde ilk adımlar… Yeni şeyler görmek ve yaşamanın vermiş olduğu haz.
Karnımız aç olduğu için ilk bulduğumuz pizzacıya attık kendimizi ve pizzanın anavatanında ilk tat. Gayet başarılı. Bu tarz dükkânlar İtalya’da oldukça yaygın, pizzalar ise aklınıza gelebilecek her çeşitte. Tabi etten ziyade sebze ağırlıklı tercihimiz. Karnımızı doyurduktan sonra Collesium’un yakın olduğunu bildiğimizden başlıyoruz aramaya. Bizim gibi yeni gelmiş iki turistle karşılaşıyoruz, onlarda Collesium’u arıyorlar. Metro istikametini takip ederek anlıyoruz ki çok uzak değiliz ve sonuç olarak buluyoruz, gecenin o karanlığında bile gerçekten ihtişamlı duruyor karşımızda. Hemen bu anın keyfini çıkarmak için iki bira alıp oturalım diyoruz ve yanaşıyoruz etrafta bulunan seyyara, bir biraya 4,5 Euro veriyoruz. Tabi bunun Sultanahmet hesabı olduğunu İspanyol merdivenlerinde ya da markette bir biraya 1 Euro verdiğimizde anlıyoruz ama ilk kazık işte, olan oluyor :)
2. gün ise roma pass bulamadığımız için 2 günlük sınırsız metro bileti aldık ve fiyatı gayet uygundu. Hostele en yakın eserlerden olan Santa Maria kilisesini gezerek başladık, biz girdiğimizde içeride ayin vardı ve tabi izlemesi de enteresan bir tecrübe. Daha sonra sırasıyla Collesium ve Roman Forum’a uğradık ancak sadece dışarıdan gözlemledik çünkü hem çok sıcak hem de inanılmaz kuyruklar olabiliyor J Daha sonra ise meşhur aşk çeşmesine gittik, hakkını vermeliyim adamlar bu işi pazarlamayı gayet iyi biliyor. Tamam, görsel olarak güzel, ilgi çekici de ama ne bilim ününü düşününce mesela benim için bir pantheon tapınağı kadar etkileyici değildi. Tabi kişisel olarak değişebilir. Daha sonra en çok hoşuma giden yer İspanyol merdivenleriJ gerçekten çok hoş bir ortam oluşuyor, tamamına yakını turistlerden oluşan kalabalık gece geç saatlere kadar burada oturup, içkisini içebildiği gibi şarkılar söyleyip eğlenebiliyor, birbirleriyle kaynaşabiliyordu. Hatta 20-30 kişilik Avrupa turu yapan Türk halk oyunları ekibiyle de karşılaşmıştık o gece. Roma'da adım başı Türk’e denk geldik desem yalan olmaz herhalde, pek yabancılık çekmedik bir nevi J İspanyol merdivenlerinde öğrendiğiniz diğer bir gerçekte, italya'daki seyyar satıcıların neredeyse tamamı Bangladeşli. Her 2 dk da “bira ister misiniz?”sorularıyla muhatap olmanız içten bile değil.
3. gün ise önce Termini’ye uğrayıp ertesi gün için Floransa’ya yer ayırttık. Tabi biz kuyruğa girmiş halde beklerken yanımıza yaklaşan bir genç birkaç Euro karşılığı fast ticket cihazlarından yer ayırmayı öğretti bize. Bundan sonra ki durumlar için baya bir kolaylık sağladı. Hiçbir şekilde kuyruk beklemeden işlerimizi hallettik. Daha sonra ise Vatikan’a gittik. Tabi rezervasyonla alındığını sonradan öğrendiğimiz için sadece St. Pietro Basilikasını gezdik. İçerisi çok ihtişamlı ve inanılmaz kalabalıktı. Roma o kadar tarihi bir şehir ki belirli bir süre sonra gezeceğiniz yerlerde seçici davranıyorsunuz çünkü belirli bir süre sonra benzer yapılar sıkıcı gelmeye başlayabiliyor, en azından bende öyle bir durum oluştuJ Vatikan’dan sonra Piazza Navona’ya geldik. Çok hoş bir yer kesinlikle gitmenizi tavsiye ederim.
Her yer resim sergileriyle dolu, oldukça canlı, restaurantların bolca bulunduğu bir yer. Orada belirli bir süre dinlenip dolandıktan sonra tekrardan hostele döndük Osman ile. Yorgunluğun verdiği etkiyle akşama kadar dinlendik, duşumuzu alıp Mc Donalds ta bir şeyler atıştırdık. Hamburger fiyatı 1 Euro, herhangi bir menü fiyatı ise 5-6 Euro civarındaydı. Akşam tekrardan İspanyol Merdivenlerine gittik. Tabi gitmeden önce içkilerimizi carrefourdan aldık, öğrenmek isteyenler için Aşk Çeşmesinin hemen yan yolundan çıkıp İspanyol Merdivenlerine doğru yürürken sağda J Gece geç saate kadar takıldık. Malum ertesi gün sabahtan Floransa’ya doğru yola çıkacaktık. Önce Livorno sonra Pisa’ya uğrayıp planımız doğrultusunda Floransa’ya gideceğiz.
Her yer resim sergileriyle dolu, oldukça canlı, restaurantların bolca bulunduğu bir yer. Orada belirli bir süre dinlenip dolandıktan sonra tekrardan hostele döndük Osman ile. Yorgunluğun verdiği etkiyle akşama kadar dinlendik, duşumuzu alıp Mc Donalds ta bir şeyler atıştırdık. Hamburger fiyatı 1 Euro, herhangi bir menü fiyatı ise 5-6 Euro civarındaydı. Akşam tekrardan İspanyol Merdivenlerine gittik. Tabi gitmeden önce içkilerimizi carrefourdan aldık, öğrenmek isteyenler için Aşk Çeşmesinin hemen yan yolundan çıkıp İspanyol Merdivenlerine doğru yürürken sağda J Gece geç saate kadar takıldık. Malum ertesi gün sabahtan Floransa’ya doğru yola çıkacaktık. Önce Livorno sonra Pisa’ya uğrayıp planımız doğrultusunda Floransa’ya gideceğiz.
Roma’dan 1,5 saatlik tren yolculuğu sonucu Livorno’dayız. Garda emanetçi bulamadığımız için sırtımızda çantalarla gezmek zorunda kaldık. Livorno, gitmeseniz de olur diyebileceğim bir yer. Benim için hep sosyalist taraftar çizgisiyle ve futbol takımıyla, tabi ki ünlü golcüsü Lucarelli ile hafızamda yer edinmiş bir yerdir Livorno. Gayet sade ve küçük bir liman şehri. Osmanın postanede birkaç işini hallettikten sonra tekrardan tren istasyonuna döndük. Pisa trenini beklemeye koyulduk. Tren konusunda sıkıntı yoktu, 15 dk mesafede olduğu için çok sık sefer vardı.
PİSA (15 Temmuz)
Livorno’dan trene biner binmez ikimizde uyumuşuz. Pisa’ya geldiğimizi kondüktörün dürtmesi ile anlıyoruz. Nasıl da tatlı uykumuz var anlatamam o sıcakta J Pisa da tıpkı Livorno gibi çok küçük bir yer ancak daha tarihi olduğunu söyleyebilirim. İnsanların akın akın gittiği Pisa Kulesine doğru yol alıyoruz. Enteresan bir his, İtalya’nın en önemli sembollerinden birinin önüne geliyoruz. Herkes fotoğraf çekme peşinde, çok fazla kalabalık var. Biz ise Çantaları bırakıp Gölgesinde uzanıyoruz 1 saat kadar. Gayet huzurlu J Daha sonra herkesin yaptığı gibi her şekilde fotoğraf denemeleri J İnsanın bırakıp gitmesi gelmiyor açıkçası ama zaman kısıtlı sırada floransa var.
FLORANSA (15-16 Temmuz)
Öğleden sonra Floransa’dayız. Yer ayırttığımız hostele ulaşabilmek için iletişim bilgilerinde belirttikleri durağı dolayısı ile de otobüsü bulamıyoruz ve yürümeye karar veriyoruz. Artık haritadan yer takip etme ve bulma konusunda uzmanlaşmış durumdayım J hâlbuki ilk zamanlar çok karmaşık gelirdi. 15 dakikalık yürüme ile hostelimize varıyoruz. Şehirde ilk dikkatimi çeken şey ise tıpkı roma gibi mimarisinin tarihi ve her yerin yeşil olması. Hostel ilk bakışta dışarıdan biraz şüphelendirse de girip yerleştiğimizde ve işletmecileriyle tanıştığımızda mükemmel bir karar verdiğimizi anlıyoruz. İnanılmaz bir sıcaklık, bir müşteri değil de misafir gibi ağırlanıyoruz. Oldukça sıcak kanlı bir çift işletiyor Dany House’u. Fiyatı da gayet uygun, kahvaltısı da daha önce kaldığımız yerlerde ki gibi meyve suyu ve kekten ibaret değil. Ayrıca o ikram ettikleri yöresel şarapları yok mu bu satırları yazarken bile bir tuhaf oluyorumJ Şehir ile ilgili gerekli bilgileri alıp, duşumuzu aldıktan sonra koyuluyoruz yola. Floransa tarih, bilim ve sanat yönünden müthiş bir şehir gerçekten. Ayrıca insanı çeken bir yanı var, bir nevi huzur aşılıyor insana. Kendi kendine burada yaşayabilirim dedirtiyor insana. Şehirde ilk bakışta Santa Maria Del Fiore Kilisesi ilgimizi çekiyor gerçekten çok büyük ve görkemli bir yapı. Şehir, oldukça hareketli. Nehir farklı bir hava katıyor. Michelangelo tepesi hem gündüz hem de gece görülmesi gereken bir yer. Tüm şehir ayaklarınızın altında resmen. Yalnız oraya çıkarken muhakkak yanınıza yöresel şaraplardan birini alırım derim. Müthiş bir zevk J
2. gün sabah kahvaltımızı yapıp doğrudan Galileo Müzesine gidiyoruz. 10 Euro civarı bir ücret verip giriyoruz içeri. Benim gibi 20 dk dan daha fazla müzede kalamayan bir adam için tam 2,5 saat süren bir müze gezisi oluyor. Müze 3 katlı, bilimin gelişmesine katkıda bulunan insanların kullandıkları cihazların orijinalleri. Ve her cihazın üzerinde bir ekran, görsel bir şekilde çalışmayı anlatıyor. Memnun bir şekilde müzeden ayrılıp bu seferde Michalengelo’nun David heykelini görmek için galeria dell'academia gidiyoruz. Burada da giriş 10 Euro ancak yoğun ilgiden dolayı kuyruk var. İçeri giriyoruz kısa bir süre sonra. Eser etkileyici gerçekten, ancak fotoğraf çekmek yasak.
Floransa’daki günlerimiz bitiyor ve artık Milano zamanı.
MİLANO (17 Temmuz)
Sabah erkenden hostelden ayrılıyoruz. Ancak hostelde gördüğümüz ilgi bizi çok memnun ediyor. 2 saat kadar tren yolculuğundan sonra Milano’ya varıyoruz. Tren istasyonu baya büyük. Roma ve Floransa’nın aksine daha bir günümüz şehirlerine benziyor Milano. Merkezi Duomo olarak geçiyor ve meşhur Duomo Katedrali var. Floransa’daki Santa Maria Del Fiore Katedralini hatırlatıyor bize. İnterrailciler için gidilmezse de pek bir şeyin kaybedilmeyeceği şehir bana göre Milano. Buraya kadar gelmişken San Siro’ya gitmezsek olmaz diyoruz, atlıyoruz metroya J Stad büyük, Milan ve İnter ortak olarak kullanıyor. Müzeleri ve soyunma odaları yan yana. Stad turu yapıyoruz 10 Euro vererek.
Daha sonra Osman ile ayrılıyoruz. Rotamız buraya kadar, ben Milano’da kalıyorum o gece, Osman ise Barcelona’ya doğru yol alıyor.
Tek başına olunca bu sefer daha farklı bir tecrübe söz konusu, artık Türkçe konuşacak birileri yanında yok ve insanlarla etkileşime geçiyorsun ister istemez hostelde, trendeJ O gece inanılmaz bir şekilde yağmur başladı Milano’da ve mecburen erken saatte hostele gitmek zorunda kaldım. Odadaki diğer gezginlerle muhabbet ederek geçti o akşamım. Ertesi gün sırada Venedik var.
VENEDİK (18 Temmuz)
Sabah erkenden hostelden ayrılarak trene biniyorum öğlene doğru Venedik’e varıyorum. Santa Lucia Garında çantamı bırakıyorum. Manzara inanılmaz. Her yerde küçük küçük kanallar. Resmen su şehri Venedik. İnsanları etkilemesi boşa değilmiş orda anlıyorum. Tabi yalnız olmanın verdiği bir burukluk oluyor insanda. San Marco meydanına gitmeye çalışıyorum. İster Vapura binip ulaşabilirsiniz, isterseniz de yürüyerek. Ben zor olanı seçiyorum, daracık sokaklardan ve kanallardan geçerek zar zor ulaşıyorum San Marco Meydanına. Gondol sefası yapamadım, hem tek olmamım vermiş olduğu duygu hem de çektikleri fiyattan dolayı J şehri gezip bir şeyler atıştırdım. Ara sokaklarda bulduğum bir marketten içkimi alarak suyun sonsuzluğuna bıraktım kendimi. İnterrailimin son gününde huzur içerisindeydim. Başarmış ve gerçekleştirmiş olmanın huzuru bu.
Trenim geliyor ve saat 23:00 gibi kalkıyor. Kompartımana yerleşiyorum ama tren enteresan, amacım o gece hostelde kalmayıp, geceyi trende geçirip sabahleyin uçağa binmek. Ama tren beklediğimden kötü çıkıyor. 2’si Bangladeşli, 2’si Nijeryalı, 1 İtalyan bir de ben olmak üzere 6 kişiyiz.
-Are you Muslim ?
- Elhamdülillah
Muhabbetleri dönüyor sırasıyla Bangladeşlilerle aramızda J ışıklar kapanıyor, perde iniyor ortalık zifiri karanlık oluyor. Pek tekin değil açıkçası, uyku da tutmuyor zaten, İtalyan da benim gibi ürküyor. Zar zor sabahı ediyorum.
Termini’den Fiumicino’a gidiyorum. 19 Temmuzda Saat 13:00 Uçağı ile İstanbul’a dönüyorum
ÖNEMLİ NOT : trenlegeziyorum.com sitesine, yöneticilerine çok teşekkür ediyorum. Minnettarım J
Döner dönmez gelecek yazın hazırlıklarına başlandı J Siteden tanıştığım ve kardeşim gibi sevdiğim Selçuk(OVERDOSE) ile. Daha kapsamlı bir rota idoğrultusunda. Gidiş-Dönüş biletleri alındı J Bir aksilik çıkmazsa(umarım) yaz dönüşü yeni günlüğü de sizlerle paylaşmış oluruz J
MALİYET
Vize Ücreti : 200 TL
Pasaport : 250 TL
Uçak Biletleri : 350 TL
İnterrail Bileti : 350 TL ( Tek ülke pass /1 ay içinde 4 gün )
Yeme-İçme-Kalma-supplementler : 1100 TL
AKILDA KALANLAR
-İtalya ikinci anavatan gibidir
-İnsanları çok sıcaktır.
-Floransa kesinlikle görülmesi gereken bir yerdir
-Roma tarihtir
-Milano’ya gidilmezse de olur J
-İnterrail her gencin mutlaka yaşaması gereken bir macera, deneyimdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder